Köklü bir müzisyen aileye sahip olan sanatçı, kaçınılmaz olarak müzik ile harmanlanmış bir geçmişe sahiptir.
Bir dönemler her çocuğun müzik eğitiminin vazgeçilmezi olan mandolin ve blok flüt ile başlayan müzik macerası, halası Selda Bağcan’ın aldığı piyano ve Muzaffer Arkan’ın kurduğu Ankara Çocuk Korosu’nda şarkı söyleyerek devam etmiştir. Bağcan, o yaşlarda topluluk ile şarkı söylemenin büyüsüne kapılmış ve sonrasında Mustafa Apaydın ve Feruzan Esmergül’ün çalıştırdıkları T.R.T Ankara Çok Sesli Gençlik Korosu’nda bu büyünün daha derin bir boyutunun farkına varmış, bunu içselleştirmiş ve hayatının en önemli olmazsa olmaz kurallarından biri olma boyutuna taşımıştır.
Şöyle ki;
En küçük topluluklardan, büyük toplumlara kadar her yerde çok seslilik olmalıdır. Topluluktaki her sesin bir görevi ve önemi vardır, sesin çıkartılışındaki üslubu severiz yada sevmeyiz, tekniği kabul ederiz yada etmeyiz fakat biz bir topluluğu oluşturan bireyleriz. Her ne kadar ayrı gibi görünsekte sonuçta ”BİR” oluruz. Hep birlikte aynı anda nefes alır, aynı nüansı yapabilir ve nefesi aynı anda sonlandırırız. İşte o anlarda ayrılıklar bitmiştir ve tek yürekte atan bir topluluk olmuşuzdur.
Yıllar geçtikçe Bağcan vazgeçemediği bu tutkusunu yurt içinde ve dışında başarılı konserler verdiği Anadolu selen oda korosu ve Orfeon oda korolarıyla pekiştirmiş bu arada A.Ü. Eczacılık Fakültesini bitirmiş profesyonel olarak da Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli korosunda alto sanatçısı olarak göreve başlamıştır.
Uzun yıllar klasik batı müziği tarzında eğitim alan Bağcan ailesinin geniş perspektifli müzik yapısından dolayı Türk halk müziği eserlerini de oldukça başarılı yorumlamaktadır. Bu iki türü sentezlemesi ile kendine has bir stil yaratmıştır. Müziğin pek çok türünde yazılmış şarkıları icra etmesi sebebiyle repertuarı geniş bir yelpazeden oluşmaktadır.
Fazıl Say, piyano derslerini Paris'te Alfred Cortot ile birlikte çalışmış olan Mithat Fenmen'den aldı. Belki de öğrencisinin ne kadar yetenekli olduğunu algılayan Fenmen, çocuktan temel piyano egzersizlerini ve çalışmalarını tamamlamadan önce her gün günlük hayatıyla ilgili temalar üzerinde doğaçlama yapmasını istedi. Ücretsiz yaratıcı süreçler ve formlarla bu temas, Fazıl Say'ı bugünkü piyanist ve besteci yapan muazzam iyileştirici yeteneğin ve estetik görünümün kaynağı olarak görülmektedir. Diğerlerinin yanı sıra, Salzburg Festivali, WDR ve Schleswig-Holstein Müzik Festivali, Mecklenburg-Vorpommern Festivali, Viyana Konzerthaus, Dresden Filarmoni, Louis Vuitton Vakfı, Orpheus Oda Orkestrası ve BBC. Özgeçmişinde dört senfoni, iki hatip, çeşitli solo konçertolar ve piyano ve oda müziği için çok sayıda eser bulunmaktadır.
1987'den itibaren Fazıl Say, önce Düsseldorf'ta ve daha sonra Berlin'de Musikhochschule Robert Schumann'da klasik bir piyanist olarak yeteneklerini ince ayar yaptı. Ayrıca Menahem Pressler ile düzenli olarak yüksek lisans derslerine katıldı. Onun olağanüstü tekniği çok hızlı bir şekilde repertuarın sözde savaş atı ustaca kolaylıkla ustalaşmasını sağladı. 1994 yılında New York'taki Genç Konser Sanatçıları uluslararası yarışmasında zafer kazandıran tam da bu arıtma (Bach, Haydn ve Mozart'ta) ve Lisut, Mussorgsky ve Beethoven'ın eserlerinde virtüöz parlaklığıdır. ünlü Amerikan ve Avrupa orkestraları ve çok sayıda önde gelen şefle, Bach'dan Viyana Klasikleri (Haydn, Mozart ve Beethoven) ve Romantics'e kadar kendi piyano besteleri de dahil olmak üzere çağdaş müziğe kadar çok yönlü bir repertuar oluşturuyor.